BKNZ<--RSM
İzmir'de kültür-sanat adına 'Post-fuar dönemi'

Küçük sanat insiyatiflerinin, disiplinlerarası çalışmaların, uluslararası festivallerin buluşmaların, konserlerin ve hatta partilerin de (yani işin eğlence yanını hiç küçümsemeden) kendini gösterebildiği bir ortam belli ki artık daha çok ilgi çekiyor. Bu atmosferin oluşma koşulu ise ‘bağımsızlık’. Belediye bütçesinden medet ummadan, belki sadece ‘kolaylık’ umarak gayret gösterecek yeni aktörler ortaya çıksa, yani K2 gibi insiyatifler çoğalsa diye umalım.
Bir başka avantaj da tabii ki gençler. 1980’lerin İzmir’inde benim hatırladığım iki galeri var, Vakko ve Esbank. Şimdi galeri sayısı 24. Acaba gençler, hangi önemli sanatçıları izliyor bu galerilerde? Onu bilmiyorum ama ben kendi adıma Ahmet Adnan Saygun Konser Salonu’nun galerisinde güzel bir sergi gördüm. Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Bölümü öğrencilerinin ve mezunlarının çalışmaları kentin başka yerinde hissetmediğim bir enerjiye sahipti. Bölüm Başkanı Prof. Mümtaz Sağlam’ın küratörlüğünde tekniği, konusu, duygusu yerli yerinde, güncelin gayet farkında resimler bir araya gelmiş. Bu sergiden mesela Arzu Oto’nun hüzünlü manzaralarını, ve Sema Kayaönü’nün küçük ‘kağıt kesme’ resimlerini umarım fırsat olur da İstanbullular da görür.
Fulden Aran ve Emre Meydan Festival 2009 Incheon South Korea The International Art Exchange Exhibition'da
Röportaj: Ramazan Bayrakoğlu//1 KM. Sergisi/03
Biraz teknik ve detay gibi gelebilir ama, çerçevelerin camlı olmasının nasıl bir sakınca yarattığını düşünüyorsun?
Aslında çok basit, dikiş ile boya resminden farklı olarak bir doku, rölyefsi bir etki yaratıyorum, yani iplikle bir çeşit hacim yaratıyorum. Bu insanların dokunma isteğini kışkırtıyor, aynı zamanda bu hacmi yaratanın iplik ve bez olduğunu farkettiklerinde bu istek daha da artıyor. Sergideki resimleri cam arkasına koyarak resimlerin bu ayrıcalıklı özelliğini yarı yarıya engellemiş oldum. Bu bir bakıma heykeli cam fanus içinde sergilemeye benziyor. Aslında cam kullanılan bütün işlerde bir ikna zedelenmesi oluyor sanırım.
Röportaj: Ramazan Bayrakoğlu//1 KM. Sergisi/02
Hakan Kırdar: Samimi cevabından dolayı teşekkür ederim. Genelde bir sanatçıdan bu kadar açık bir kişisel sergi yorumu duymak çok sık rastlanan bir durum değil.
Serginin seni ikna etmediğini düşündüğün an, resimleri asıp, serginin bütününe bakabildiğin, telafisi artık mümkün olmayan bir an. Proje bazlı sergilerin temel sorunu da bu olsa gerek. “Serginin derdi tam çıkmadı ortaya” dedin. Neydi serginin asıl derdi?
Ramazan Bayrakoğlu: Bir sergiyi bir romanın kurgusuna benzetebilirim, öncelikle bir romanı okuyup tamamladığında bütünden kaynaklı bir ruh hali hissederim, romanın bana verdiği auradır bu. Öte yandan romanı ne kadar dikkatli okursam okuyayım, baştan sona kesintisiz olarak hatırlamam mümkün değildir. Bir bütün olarak aklımda tutamasam da vurucu olduğunu düşündüğüm noktaları hatırlarım. Bence sosyal psikolojiden anlayan bir roman yazarı da okuyucuyu buna göre yönlendirir. Bu noktalar taşıyıcıdır, romandaki diğer detaylar olay bütünlüğü ve sürekliliği için gerekli daha düşük uyarıcı bölümlerdir. Bir serginin kurgusu da bence aynen böyle bir şeydir. Sergi tek tek yapıtlardan bağımsız genel kapsayıcı bir duygu bırakmalı ve aynı zamanda bazı çalışmalar da spot olarak zihninde yer etmelidir. 1 km sergisinde bu genel auranın daha güçlü olması için çalışmaların boyutunun biraz daha büyük olması gerektiğini, ek olarak 10 yerine yaklaşık 13 resim olması ve hiçbirinin önünde cam olmaması gerektiğini söyleyebilirim. Galeri hacmi ile resim boyutu arasındaki denge çok önemli çünkü. Bu biraz aksadı diye düşünüyorum.
Öte yandan serginin ideolojik boyutunun anlaşılamayacağını belirmiştim. Burada kastettiğim günlük ideoloji bağlamında bir şey değil, kastettiğim şey resme dair bir durumun doğasını bozmaktır. Örneğin yağlıboyanın doğasını bozmaktır, resim boyutunun doğasını, kompozisyon, renk algısının doğasını bozmaktır. Ya da alışılagelmiş konu ve temaların doğasını da bozmaktır.
Örneğin resim sanatında genel çıplaklık algısı, genel bir peyzaj algısı vardır, sanatçının bu genel algıyı bozma çabası ideolojik bir açılımdır. Resmi, sanat yapan durum bence bununla ilgilidir, sanat nasıl genel algının doğasını bozmaya yöneliyorsa süs veya zanaat olanda bu doğayı korumaya ısrarla korumaya çalışır. Bu yüzden süs ve zanaat sanata dönüşmez. Fakat süs ve zanaatın doğasını bozma çabası sanatsal bir eylemdir. Daha genel söylersek sanatla ilgili veya değil, doğası bozuma uğratılmış her durum sanatsal algı potansiyeline sahiptir. Söylemek için yerimidir bilmiyorum ama güncel dediğimiz bir sürü sanat çalışması bu durumu kullanmaya yöneliktir ve üstelik bunun en kaba halini kullanır, doğal olarak bunlara kaba ideoloji de diyebiliriz.
Ben bu sergide resmin boya ile olan ilişkisini ve dijital görüntünün teknolojik algısını dikişi kullanarak bozmaya çalıştım. Sanırım en başarılı olanda bu durum oldu. Bu o kadar iyi oldu ki herkes buna kilitlendi. Fakat peyzaj görüntüleri sıradan kent peyzajlarının ötesinde bir ruh halinin karşılığı olarak fotoğraflanmış ve resme dönüştürülmüştü. Dikiş burada resmin aleyhine işleyerek bu ruh halinin görülmesini engelledi. Boyutları biraz daha büyük tutabilseydim dikişin bu negatif etkisini engelleyebilir aynı zamanda genel peyzaj algısının doğasını bozabilirdim. Fakat maalesef dijital malzemenin olanakları sadece bu boyuta izin veriyordu.
28. Günümüz Sanatçıları Sergisi'nden
Röportaj: Ramazan Bayrakoğlu//1 KM. Sergisi/01
Hakan Kırdar: Söyleşiye İstanbul, Dirimart'ta geçen haftalarda açılan kişisel sergin hakkında konuşarak başlayalım istiyorum. Sergi öncesinde, sergiyi kurgularken hedeflediğin amaçlara ulaştığını düşünüyor musun? Serginin "sesi" ve "tonu" istediğin gibi gerçekleşti mi?
Ramazan Bayrakoğlu: “1 km” başlıklı sergim benim ikinci kişisel sergim, ilk kişisel sergim Galeri Akdeniz’de (Ankara) gerçekleşmişti, fakat o sergi için herhangi bir yeni çalışma üretmeyip elimdeki mevcut resimleri kullanmıştım. Dirimart Galeri’deki bu sergi ise başlığı, teması ile tamamen planlıydı ve çalışmaların tamamı bu sergi için üretilmişti. Kısacası gerçek anlamda ilk kişisel sergi diyebilirim bu sergiye. Doğal olarak özel bir önem taşıması gereken bir sergi olmalı diye düşünüyor insan, fakat ne yazık ki bütün çabama rağmen bu öneme denk düşecek bir sonuç çıkmadı ortaya.
Bunun çeşitli nedenleri var, öncelikle kumaş resimlerin normal bir tuval resmine göre çok zaman alan ve yorucu ara işlemleri var, bu hem emek hem zaman anlamında beni kısıtlıyor. Tek bir resmin ortaya çıkması bile oldukça zor. Bu sergi için bir yıl önceden “Merkezsiz” başlıklı ve daha büyük resimlerden oluşan bir kurgu planlamıştım, fakat çalıştığım galerinin katıldığı sanat organizasyonlarında yer almak için kesintisiz olarak başka resimler üretmek zorunda kaldım ve doğal olarak sergi için inanılmaz az bir zamanım kaldı. “Merkezsiz” sergisinden doğal olarak feragat ederek paket projelerden birisi uygulamaya koydum. Sonunda görsel günlük olarak kaydettiğim görüntülerden ve üç asistan arkadaşın yardımıyla böyle bir sergi çıkardım ortaya. Serginin böyle sıkışmış olması bir problemdi elbette, fakat asıl rahatsız edici olan serginin garip bir şekilde ideolojisiz görünmesiydi. Başka bir açıdan söylersek istemediğim bir şekilde dekoratif görünmesiydi. Sergiyi kurguladıktan sonra galeri içinde şöyle dolaşıp bir baktığımda, resimlerin kesinlikle ticari amaçlı peyzaj resimleri olarak algılanacağını düşündüm. Bu benim için olabilcek en kötü senaryoydu. Malzemenin bu duruma yatkınlığına rağmen hiç hesaplamadığım bir şeydi bu. Kısacası serginin derdi tam çıkmadı ortaya. Gerçi sergi boyunca kimseden bir eleştiri almadım, fakat buna rağmen kendi sergimden ikna da olmadım.
Öte yandan görseli oluşturan malzeme sanatçı olarak benim her zaman derdim olmuştur. Bu nedenle kumaş malzemesini de bir dil problemi olarak kabul ettiğimi söyleyebilirim. Bu malzemenin hem algı hem sanatsal dil düzeyinde nasıl bir fark yarattığı, ve hangi içerikle nasıl örtüştürülmesi gerektiğini keşfetmek sanatçı olarak benim temel hedefim. “1 km” sergisinin en büyük kazancı da bu konuda kendimi sınama imkanı sunması oldu. İlk defa bu sergide kumaş resimlerini bir grup halinde görme şansım oldu. Bu sergi üstümü başımı düzeltmeden önce aynada kendimi ilk gördüğüm anki gibi bir görüntü sundu bana, bundan sonra bütün süreç deforme olmuş yerleri düzeltmekle geçecek.
28. Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi

Akbank Sanat Beyoğlu
24 Haziran-31 Temmuz 2009
SANATÇILAR
Fulden Aran
Tuncay Murat Atal
Fırat Bingöl
Güven Bozkurt
Seyit Mehmet Buçukoğlu
Reysi Kamhi
Emre Meydan
Fırat Neziroğlu
Bahar Oganer
Ali İbrahim Öcal
Mehmet Öğüt
Yağız Özgen
Öner Özlü
Ardan Özmenoğlu
Hüseyin Rüstemoğlu
Murat Sezer
Songül Sönmez
Yaşam Şaşmazer
İrem Tok
Burcu Yağcıoğlu
KÜRATÖRLER
Simona Vidmar, Derya Yücel
Arzu Akgün RHMD Baskıresim Sergisi'nde


Resim ve Heykel Müzeleri Derneği
III. Uluslararası Özgünbaskı Sergisi
8-19 Haziran 2009
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Osman Hamdi Bey Salonu Fındıklı/İstanbul
Genç kuşağın başarılı ressamları

İSTANBUL - Amerikan Hastanesi’nin sanat galerisi Operation Room, genç kuşağın başarılı ressamlarını ağırlıyor. Materyal ve resim ilişkisini farklı açılardan göstermeyi hedefleyen ‘Materyal Resim’ sergisi Erinç Seymen, Ebru Uygun ve Halil Vurucuoğlu, Ramazan Bayrakoğlu, Sabine Boehl, Özlem Günyol, Ilgın Seymen, Sabire Susuz, Merve Şendil, Evren Tekinoktay’ın birbirinden ilginç eserleriyle sanat üretimlerinde meteryal kullanmayı bir yöntem olarak benimseyen sanatçıları bir araya getiriyor.
Serginin küratörlüğünü üstlenen Ekrem Yalçındağ, resimde materyal kullanımı yönteminin 20. yüzyılda sanatın modernleşmesiyle başladığını belirterek ekliyor: “Dadaist sanatçılar da materyali kendilerini ifade etmenin tek aracı olarak kullandılar ve resim yüzeyini kolajlardan oluşan bir sistemle organize ettiler. Esere bir boyut kazandıran, ifade olanaklarında zenginlik, şaşırtıcılık katan materyaller; görselliğin başka şekilde üretilmesi açısından denemeye açık sanatçılar için çekici gelmiştir.” Sergi 21 Haziran’a kadar açık. Tel: 0212 444 3 777/8756 (Radikal Kültür Sanat)
‘Nev Nesil’i keşfetmek işin en keyifli yanı’



Ankara Galeri Nev, 25. yılını Nev Nesil başlıklı bir sergiyle kutluyor. İzmir, Ankara ve İstanbul’dan sergiye katılan Hayal İncedoğan, Karolin Fişekçi, Mustafa Karasu, Osman Kerkütlü, Semra Karahan (Birtan Oran, Ercan Akın) gibi çok genç isimlerden oluşan sergi, yeni neslin sanatına dikkat çekmeyi planlıyor. Öte yandan bugün gerçekçiliğin kazandığı ve kaybettiği anlamları sorgulamayı deniyor.
TELAŞA MAHAL YOK//NO ROOM FOR PANIC

29 Mayıs-29 Temmuz 2009
Geçtiğimiz Ekim ayından itibaren düzenlediği sergilerle İstanbul güncel sanat ortamına taze bir soluk getiren Outlet//İhraç Fazlası Sanat’ın sezon sonu sergisi “Telaşa Mahal Yok//No Room for Panic” 29 Mayıs’ta açılıyor.
Ayşe Topçuoğulları (İzmir), Bengü Karaduman(İstanbul), Berat Işık(Diyarbakır), Ceren Oykut(İstanbul), Evrensel Belgin(İstanbul) ve Mehmet Ali Boran(Mardin)’ın militarizmi ve gölgesinde yaşanan hayatları gün yüzüne çıkaran çalışmaları bir araya geliyor.
Mekanın alt katında yer alan Outlet Proje Odası’nda ise, Mustafa Kunt’un “Zonk Zonk” isimli enstalasyonu ve Özlem Günyol’un çalışmaya paralel tasarladığı t-shirt tasarımları görülebilecek.
Ayşe Topçuoğulları bu topraklarda halen erkeklik kurgusunun ana kaynağı olan askerlik deneyimlerini fotoğraf karelerinden yola çıkarak aktarırken; Berat Işık kışkırtıcı müziğe uygun adımlarla yürüyen Kırmızılı Kadınıyla, klişe canlı bomba figürlerine sinematografik bir ironiyle yaklaşıyor. Marilyn Monroe’nun “Bazıları Sıcak Sever” filminin unutulmaz karesi, “You’re my Angel” şarkısıyla yeniden kurgulanıyor. Bengü Karaduman, karşılıklılık üzerinden kurguladığı ikili kağıt işleriyle, meseleye kişisellik katarken, Ceren Oykut, kalabalıkların ve akışın içinden seçip aldığı meseleleri yakınlaştırıyor. Militarizmin koyu gölgesi en “beklenmedik” anlarda sivil hayata sızıyor. Mehmet Ali Boran kahvehanede oturan gençleri kaynağı belirsiz bir sinyalle hazır ola geçiriyor. Başka bir kahvehanede ise üstünün aranması normalleşmiş gibi.. Evrensel Belgin’in huzur dolu bir manzaranın üzerine yerleştirdiği F16 siluetleri, ilk bakışta farkedilmese de izleyiciyi ürpertiyor.
Outlet Proje Alanı’nın konukları Özlem Günyol ve Mustafa Kunt enstalasyonlarıyla ezber bozuyorlar. “Zonk Zonk” isimli çalışmada kendinden geçmişçesine dans eden gençlerin görüntüleri duvar üzerindeki gölgelerle çakışıyor; üst üste binen görüntüler arası geçiş, farklılıkları bulanıklaştırıyor. Duvardaki siluetlerin gazete haberlerinden kesilmiş savaş mağdurlarına mı videoda dans eden gençlere mi ait olduğu belirsizleşirken yaşamın bağdaşamayacak iki tarafının farklı sebeplerle aldıkları benzer bedensel şekilleri somutlaşıyor. “Zonk Zonk” kültürel deneyimlerin görüntüleri kavrayışımız üzerindeki etkisini görünür kılıyor. Paralelinde tasarlanan tshirtler ise, gündelik hayata karışıyor..
“Telaşa Mahal Yok” sergisi 29 Mayıs’tan 4 Temmuz’a dek Salı’dan Cumartesi’ye 10.00-18.30 saatleri arasında görülebilir. (Tel: 0212 245 55 05)
MATERYAL.RESİM//MATERIAL.PICTURE




7 Mayıs – 21 Haziran 2009
Operation Room
Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi
Sanatçılar: Ramazan Bayrakoglu, Sabine Boehl, Özlem Günyol, Erinç Seymen, Ilgın Seymen, Sabire Susuz, Merve Sendil, Evren Tekinoktay, Ebru Uygun ve Halil Vurucuoglu
Materyal ve resim ilişkisini farklı açılardan göstermeyi hedefleyen serginin küratörlüğünü Ekrem Yalçındağ üstleniyor. Sergi, birbirinden ilginç eserleriyle sanat üretimlerinde metaryel kullanmayı bir yöntem olarak benimseyen sanatçıları bir araya getiriyor. 20. yüzyılın başlarında modern dünyanın gelişmesine paralel olarak sanatın da modernleşmesi, resimde de materyal kullanımı yöntemi olarak ortaya çıktı. Bu yöntemi kullanan Kübistler’den ilk akla gelen isimler Picasso, Braque, Juan Gris olmasıyla birlikte bu isimleri takip eden süreçte özellikle Hannah Höch, Kurt Schwitters gibi Dadaist sanatçılar da materyali kendilerini ifade etmenin tek aracı olarak kullandılar ve resim yüzeyini kolajlardan oluşan bir sistemle organize ettiler. Esere bir boyut kazandıran, ifade olanaklarında çeşitlilik, zenginlik ve şaşırtıcılık sağlayan materyaller; yüzey üzerinde görselliğin başka şekilde üretilmesi açısından denemeye açık sanatçılar için çekici gelmiştir.
Kayıp Gerçekliğin İzinde: NevNesil

Galeri Nev 25.yıl Sergisi
Kayıp Gerçekliğin İzinde: NevNesil
15 Mayıs 2009 Cuma - 30 Haziran 2009
Sanatçılar:
Barış Sarıbaş, Birtan Oran, Burcu Perçin, Ercan Akın, Ferhat Özgür, Hayal İncedoğan, Karolin Fişekçi, Lale Delibaş, Mehmet Ali Uysal, Murat Akagündüz, Mustafa Duymaz, Mustafa Karasu, Osman Kerkütlü, Şebnem Dönmez, Semra Karahan,Volkan Diyaroğlu
İlk sergisini 1984 yılı Mayıs ayında açan Galeri Nev, 2009 Mayıs’ında yirmi beşinci yılını kutluyor. Geçtiğimiz yıldönümlerinde galerinin ve temsil ettiği üç kuşağın tarihine ilişkin kapsamlı sergiler düzenleyen Nev, bu kez geçmişe değil geleceğe bakmayı seçiyor.
15 Mayıs akşamı Ankara Galeri Nev'de açılacak olan yirmi beşinci yıl sergisi, çoğunluğu galerinin kurulduğu 1980'li yılların başında doğan genç sanatçıların eserlerinden oluşuyor. NevNesil böylece yeni bir kuşağın keşfine çıkıyor.
“Kayıp Gerçekliğin İzinde” başlığının altında toplanan eserler aynı zamanda günümüz sanatına dair pek çok soru uyandırıyor. Gerçekliğin kaybedildiği bir zamanda sanatın gerçeklik arayışına işaret eyor.
Galeri Nev Ankara
Gezegen Sokak no.5 Gaziosmanpaşa 06700, Ankara
T (312) 437 93 90
pazar günleri hariç her gün 10.00 - 19.00 arası
Ramazan Bayrakoğlu: 1 km.



Dirimart, Ramazan Bayrakoğlu’nun (1966, Balıkesir) “1 km.” adlı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.
Güncel sanatın son dönemdeki önemli isimlerinden biri olan Ramazan Bayrakoğlu, kumaşı malzeme edinerek, tuval üzerine piko dikişi ile oluşturulmuş bez resimler çalışıyor. Serginin ana ekseninde Bayrakoğlu’nun yaşadığı şehir olan İzmir’de gündelik hayatını oluşturan mekânlar arasında kurduğu ilişkiler yer alıyor.
Konvansiyonel sanat materyallerinin dışında yeni ve daha riskli bir malzeme kullanan -saten kumaşın hassas ve kaygan olması nedeniyle- Bayrakoğlu, resmin klasik algılanış biçimini bozmaya ve resme kavramsal bir içerik kazandırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. Ağırlıklı olarak anlam oyunlarına açık metinler kullanıyor; kumaşın yapısı itibariyle ışığı yansıtma biçimleri de izleyicide farklı etkilerin ortaya çıkmasına aracı oluyor. İmgeyi oluşturabilecek her malzemenin sanatsal yaratının kullanım olanakları içinde olduğunu ifade eden sanatçı, “Ben izleyicinin anlam üretimindeki zafiyetini bilerek iş üretiyorum. Ona rasgele seçilmiş elemanlardan oluşan bir kurgu veriyorum ve geri kalanını ona bırakıyorum” diyor.
Ramazan Bayrakoğlu halen Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Yard. Doç. olarak çalışmalarını sürdürüyor. Katıldığı son projeler içinde Art Dubai Sanat Fuarı / Dirimart (2009); Save As, Triennale Bovisa, Küratör: Derya Yücel, Milano, İtalya (2008); Boyscraft / Overcraft, Haifa Museum of Art, Küratör: Tami Katz-Freiman, Hayfa, İsrail (2007); 10. Uluslararası İstanbul Bienali, İmkansız Değil, Üstelik Gerekli, Küresel Savaş Çağında İyimserlik, Küratör: Hou Hanru (2007) yer almaktadır. Eserleri, aralarında İstanbul Modern ve Proje4L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi olmak üzere pek çok koleksiyonda bulunmaktadır.











